31.7.03

Çanakkale Savaşı Belgeseli

“Hititler” filminden önce Atatürk’e ve Nemrut Dağı’na ilişkin iki belgesel daha çeken yönetmen Tolga Örnek’in sıradaki filmi Çanakkale Savaşı üzerine olacak. Türk Tarih Vakfı, İngiliz Kraliyet Savaş Müzesi ve Avusturalya Savaş Müzesi’nin destekleyeceği film için Tolga Örnek, “hayatımın en büyük projesi” diyor. Ve konuyla ilgili herkesin yardımına ihtiyaç duyuyor. Çanakkale’de yaşayan, ya da babasından-dedesinden anılarını dinleyen; elinde savaşa ilişkin belge olan her kim varsa, film ekibi onları da çekime dahil etmek istiyor. “Film, genelde insancıl ve bireysel öyküler etrafında döneceği için, bu tür yardıma şiddetle ihtiyaç var.” deniyor.

Anlatacaklarınız ya da gösterecekleriniz varsa, film ekibine ve yönetmen Tolga Örnek’e ulaşabileceğiniz telefon numaraları 00 90 212 272 10 58 ve 272 10 65.
Bir de elektronik posta adresi var: vekip@superonline.com

Dağıtımı dünya çapında yapılacak film, Çanakkale Savaşı’nı bugüne dek yabancı kaynaklardan dinleyenlere,Türkiye’nin sesini, bir Türk yapımıyla duyurmuş olacak.

25.7.03

O Şimdi Asker

Yapımcılığını ANS Productions’un üstlendiği, yönetmenliğini Mustafa Altıoklar’ın yaptığı film, “Vizontele” ve “Kahpe Bizans”tan sonra, Türkiye’de tüm zamanların en iyi açılışını yapan üçüncü film oldu. Bu ilgi ve merakta, filmde Özcan Deniz’in de oynuyor almasının payı en başta geliyor şüphesiz. Rol aldığı televizyon dizisiyle hayli ünlenen ve bol hayran kazanan Özcan Deniz, beyazperdede “star” görmek isteyen seyirciyi memnun etmek açısından iyi bir seçim. Fakat filmin tek star’ı Özcan Deniz değil. Yavuz Bingöl, Athena grubunun solisti Gökhan Özoğuz, pop müzik sanatçısı Ercan Saatçi, yeni oyunculardan Pelin Batu, tiyatro sanatçısı Ali Poyrazoğlu, ve yine bir televizyon dizisi ile ünlenen Seray Sever, filmin diğer popüler yüzleri.

Hatırlayacaksınız, Türk Silahlı Kuvvetleri, depremzedelere maddi destek sağlamak üzere bedelli askerlik uygulamasını, bir defalığına yeniden uygulamaya koymuştu. Film, bunun üzerine. Bedelli askerlerin eğitimi Burdur’da yapılıyor ama film seti Çanakkale 11.Er Eğitim Tugayı’nda kurulmuş. Farklı yaşamlardan ve farklı sınıflardan gelen bir grup adamın, bir yaz kampına katılır gibi başladıkları bedelli askerliklerini, gerçek bir savaş tehlikesiyle burun buruna geldiklerinde ne tür duygularla tamamladıklarını anlatıyor film.

Başat oyun kişisi, bir depremzede. Gölcük’te geçimini balıkçılıkla sağlayan, her iş dönüşü kıyıya yaklaşırken kaptan köşkünden evinin penceresindeki ışığı seyreden genç adamın hikayesi gerçekten de yürek burkuyor. Çünkü sıradan görünen bir gecede, kıyıya yaklaşırken yine evinin ışıklarına bakan bu genç adam, içinde karısının ve küçük kızının yaşadığı evin, ve neredeyse bütün Gölcük’ün depremle-bir anda sular altında kaldığına tanık oluyor. Sonrası, derin bir travma. Çünkü o, ailesini, yakınlarını, mahalleden dostlarını, kısacası, hayatta sevdiği herkesi kaybetmiş bir adamdır artık. Film, onun öyküsüyle açılıyor, ve yine onunla kapanıyor.

Öte yandan, tek kelime Türkçe bilmeden, ta Avusturalya’dan gelen ve askerliğini babasıyla aynı anda aynı kışlada yapan bir başka genç daha var filmde. Babası Türk annesi Avusturalyalı olan delikanlının adı, iki dedesinin adından yapılmış bir kolajla, Seyfi-Paul. “Paul”, Çanakkale’de ölen Anzak dedesinden geliyor. Çarşı iznini şehitlikte geçiren Seyfipaul soruyor dedesine, “Senin savaştığın topraklarda, askerlik yapmaya geldim. Senin çarpıştığın ordunun bir askeriyim şimdi. Sizler savaştınız, fakat oğullarınız-kızlarınız birleşti-evlendi. O halde siz neden savaştınız?” Askerliğinin sonunda çat-pat Türkçe konuşmaya başlayan Seyfipaul, Kardak krizini anıştıran gerçek bir savaş tehlikesinin ortasında, bu kez babasına zor bir soru sorar: “Burda ölürsem, beni nereye gömersin baba?”


15.7.03

Sinan Çetin

“Eğer bir yönetmen heyecanlandırmaz, kızdırmaz, öfkelendirmez, güldürmez, sadece düşündürmek isterse film yapmasına gerek yok! Bir mektup yazsın, evimizde oturup okuyalım” diyor Sinan Çetin.

1953 Van doğumlu. 1978’de Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun olmuş. Fotoğraf, grafik, karikatür ve resimle uğraşmış. 1975’den beri sinemanın içinde olan yönetmenin filmlerden bazıları; Halk Türküsü, Çirkinler de Sever, Çiçek Abbas, 14 Numara, Prenses, Berlin in Berlin, Bay E, Propoganda, Komiser Şekspir.

Popüler Sinema Dergisi’nin Ocak 2002 sayısında yayınladığı röportajına göre Sinan Çetin’in “sanat sineması” kavramını sevmediği, bundan uzak durduğu anlaşılıyor. “Anlaşılmamak meziyet değildir. İnsanlar sizi anlamıyorsa, anlatamadığınız için kendinizi yargılamanız lazım.” diyor. “Sinema Dersleri” başlığı altında yayınlanan yazının bazı bölümleri şöyle:

“Sinema yapmanın üç temel kuralı var. Fotoğraf bilmek, montaj bilmek ve hikaye bilmek. İyi yönetmen, bıraksalar kendi filmini çekebilen, kendi filmini bağlayabilen, kendi hikayesini yazabilen insandır!. Bu üç husus bir yönetmende toplanmamışsa, o yönetmen topaldır, düzgün yürüyemez. Beni senaryosuz film çekmekle suçluyorlar. Evet, kabul ediyorum bunu. Nedeni, bana şimdiye kadar doğru dürüst bir senaryo gelmemesi. Elde olmayan senaryolarla sete çıktığımı ve senaryoyu kameramla yazdığımı kabul ediyorum. Oyuncular böyle çalışacaklarını ve sadece yönetmene güvenmeleri gerektiğini baştan bilerek ve kabul ederek geldikleri için bir problem olmuyor. Sette -Şener Şen dışında- ikna edemediğim hiçbir oyuncu olmadı.”

“Beni etkileyen mekanların başında yollar, çöller, uçurumlar, yüksek tavanlı yapılar, merdivenler gelir. Sevdiğim mekanlarda çekim yapmamı sağlayacak hikayeler seçmeye çalışırım. Mesela bir mutfakta veya sıradan bir evin, bir gecekondunun odasında film çekmek istemem. “

“Bazı yaratıcı Türkler dünyayla kucaklaşıp iş yapmak istiyor. Dünya kalitesinde işler yapıp pazarlamak istiyor. Bütün umudum, dünya pazarına giren Türk sayısının artması.”

Hiç Bir Yerde Ödül

Kanada’da yapılan Montreal Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülünü bir Türk filmi kazandı. Tayfun Pirselimoğlu’nun yönettiği, başrolünü Zuhal Olcay’ýn oynadığı “Hiçbir Yerde” adlı film, kayıp oğlunu arayan bir annenin öyküsü. Haydarpaşa Garğ’nın gişesinde çalışan Şükran’ın kaybolan oğlu Veysel’i bulmak için verdiği mücadeleyi anlatan “Hiçbir Yerde”’nin aldığı Montreal Film Festivali Ödülü, Kuzey Amerika’nın en önemli sinema etkinliği olarak kabul ediliyor.